ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Delia Ramirez, ülkedeki güney sınırı boyunca inşa edilen gözetim kuleleri programını resmi olarak sona erdirmek amacıyla yeni bir yasa tasarısı sunacağını duyurdu. Bu hamle, MIT Technology Review'ın sınır bölgesindeki can kayıplarına dair yayımladığı çarpıcı araştırmanın ardından geldi. Araştırmacılar, 2015'ten 2026'nın başına kadar kaydedilen ölümlerin neredeyse dörtte birinin bu kulelerin iddia edilen çalışma menzili içinde gerçekleştiğini ortaya koydu.

Yıkıcı İstatistikler ve Programın Etkisizliği

Ramirez, İçişleri Güvenliği Komitesi'ndeki görevi süresince, milyarlarca dolarlık bir kamu harcamasıyla kurulan sistemin hedeflerine ulaşamadığını belirten raporlara atıfta bulundu. İddialara göre, 2015 ile 2026 yılları arasını kapsayan dönemde kulelerin kapsama alanı içinde yaklaşık 1.100 kişinin hayatını kaybettiği tespit edildi. Ramirez, bu rakamları citing ederek, devasa maliyetlerle finanse edilen kulelerin işlevselliğini sorguladı ve sistemin güvenlik amacı açısından başarısız kaldığını ifade etti.

MIT Technology Review'ın 'Dying on Camera' başlıklı özel dosyası, ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS) bu kulelerin başarısını veya başarısızlığını izlemek için gerekli olan ölüm istatistikleri ve diğer performans metriklerini tutmadığını da gözler önüne serdi. Rapor, sadece can kaybı verilerini değil, aynı zamanda hükümetin bu teknoloji yatırımlarının etkinliğini ölçümleme konusundaki şeffaflık eksikliğini de vurguladı.

Toplumsal Eylem ve Yasal Yapılanma

Yeni taslak olan 'Reimagining Safety Act' (Güvenliği Yeniden Hayal Etmek Yasası), yalnızca siyasi bir iradeyle değil, sivil toplum ve yerel yöneticilerin ortak çalışmasıyla şekillendirildi. Tasarının hazırlanmasında, göçmen hakları ve ırksal adalet alanlarında faaliyet gösteren Just Futures Law ile bağımsız Latinx siyasi gücünü geliştirmeyi hedefleyen Mijente gibi savunuculuk kuruluşları belirleyici rol üstlendi. Bu kuruluşlar, daha önce yayımladıkları ortak raporda İstihbarat ve Göçmenlik Dairesi'nin (ICE) kullandığı teknolojileri ele almıştı.

Yasa tasarısı, mevcut sınır gözetim altyapısını kaldırmakla kalmayıp, ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın tamamen yapısal bir dönüşüme uğramasını hedefleyen daha geniş bir pakletin parçası olarak kurgulandı. Öneriye göre, İç Güvenlik Bakanlığı'nın yerine 'Toplumsal Güvenlik Bakanlığı' kurulacak; CISA, FEMA, TSA ve gümrük fonksiyonları ise mevcut diğer federal ajanslara devredilecek. Bu adım, sınır güvenliğinin teknolojik caydırıcılıktan ziyade toplumsal güvenlik perspektifiyle ele alınmasını amaçlıyor.

Ne anlama geliyor?

Bu gelişme, sınırların korunmasında kullanılan yüksek teknolojili gözetim sistemlerinin etik ve operasyonel sınırlarını masaya yatıran bir tartışmayı tetikliyor. Gözetim kuleleri gibi sistemler, genellikle caydırıcılık ve erken uyarı mekanizması olarak tasarlanır; ancak bu teknolojilerin fiziksel mekanda yarattığı riskleri ve veri toplama süreçlerinin insan hakları üzerindeki etkileri sıkça göz ardı edilir. Bir teknolojinin 'başarısı' sadece engel olma kapasitesiyle değil, aynı zamanda neden olduğu olumsuz yan etkilerin minimize edilmesiyle de ölçülmelidir.

Kamusal alanda kullanılan gözetim teknolojileri, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle denetlenmelidir. Eğer bir sistem, korumayı amaçladığı alanlarda beklenmedik can kayıplarına yol açıyorsa veya etkinliğini kanıtlayamıyorsa, bu sistemin sürdürülebilirliği sorgulanmalıdır. Bu durum, teknoloji politikalarının yalnızca mühendislik başarıları olarak değil, sosyal ve ahlaki sonuçları bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Kullanıcılar ve toplum, devletlerin kullandığı güvenlik teknolojilerinin gerçek etkilerini anlama hakkına sahiptir ve bu süreçte bağımsız incelemelerin rolü kritiktir.