Stockholm'deki Akdeniz ve Yakın Doğu Antikliği Müzesi'nden araştırmacılar, antik Mısır eserlerinde kullanılan yapıştırıcıların ve boyaların gizemli kompozisyonunu masaya yatırarak bilimsel bir ilk gerçekleştirdi. Science Advances dergisinde yayımlanan yeni çalışmada, geleneksel tahminlerin ötesine geçilerek eserlerde bitkisel kaynaklı proteinlerin izine rastlandı. Bu keşif, arkeolojik eserlerin korunması ve restorasyonu açısından kritik öneme sahip yeni bir kapı aralıyor.

Mas spektrometrisi ile görülmeyen görüldü

Araştırma ekibi, değerli ve kırılgan antik eserlerin bütünlüğünü bozmadan analiz yapmak amacıyla kütlesel spektrometri tabanlı proteomik yöntemini kullandı. Uzun yıllardır bu tür malzemelerin içeriğinin tam olarak bilinmemesinin nedeni, detaylı analiz için gereken örneklemenin esere zarar verici olmasıydı. Ancak son dönemde geliştirilen tahribatsız teknikler sayesinde bu engel aşılmış oldu. Çalışmada, hayvansal jelatin ve yumurta proteini gibi beklenen bileşenlerin yanı sıra, sürpriz bir şekilde susam ve moringa (drumstick ağacı) tohumlarından elde edilen bitkisel proteinler tespit edildi.

Dini ve sembolik anlam taşıyan bileşenler

Bulunan susam ve moringa proteinlerinin, antik Mısır inancında güçlü dini ve sembolik anlamlar taşıdığı biliniyor. Bu durum, sadece teknik bir yapıştırıcı aracı olarak değil, aynı zamanda eserin ritüelistik işleviyle bağlantılı bir tercih yapıldığını gösteriyor. Araştırmacılar, bu bitkisel maddelerin, hayvansal kaynaklara alternatif veya tamamlayıcı olarak kullanıldığını ve Mısırlı zanaatkarların bitki biyokimyasına yönelik derin bir bilgiye sahip olduğunu kanıtladığını belirtiyor. Bu bulgular, antik medeniyetlerin kimya ve biyoloji alanındaki yetkinliğini yeniden gündeme getiriyor.

Ne anlama geliyor?

Antik eserlerin restorasyonu, orijinal malzemelerle birebir uyumlu yeni malzemeler gerektirir. Bu keşif, restoratörlere tarihi dokuyu bozmadan onarım yapabilmek için doğru kimyasal formülü sağlar. Proteomik, proteinlerin yapısını ve kimliğini belirleyerek, gözle veya geleneksel kimya testleriyle fark edilemeyen organik bileşenleri ayırt etmeyi mümkün kılar. Bu yöntem sayesinde, eserlerin hangi dönemde, hangi tekniklerle ve hangi hammaddelerle üretildiğine dair somut veriler elde edilebilir. Günümüzde müze ve arkeoloji kurumları, eserlerin ömrünü uzatmak ve sahteciliği önlemek için bu tür non-invaziv analiz tekniklerine yöneliyor. Bilgi, eski medeniyetlerin günlük yaşam pratikleri ve sanatsal süreçleri hakkında daha şeffaf bir tablo çizilmesini sağlayarak, kültürel mirasın korunmasına doğrudan katkı sunar.