NASA Müfettişi tarafından yayınlanan denetim raporu, Boeing Starliner mürettebat kapsülünün operasyonel uçuşlar için sertifikasyon sürecinin 2027 yılına kadar sarkabileceğini ortaya koydu. Bu durum, aracın orijinal olarak hedeflenen 2017 tarihli takviminin tam on yıl gerisinde kalması anlamına geliyor.

Teknik Sorunlar ve Gecikmeler

Raporda, 2024 yılındaki ilk mürettebatlı test uçuşunda yaklaşık 100 adet anormal durum ve gözlem kaydedildiği belirtildi. Bu aksaklıklar nedeniyle astronotlar Butch Wilmore ve Suni Williams, sekiz günlük görevleri yerine dokuz ay boyunca Uluslararası Uzay İstasyonu'nda kalmak zorunda kaldı ve nihayetinde SpaceX Crew Dragon ile dünyaya döndüler.

Helyum Sızıntıları ve İtki Sistemi Riskleri

NASA'nın Havacılık Güvenliği Danışma Paneli'ne göre, birçok sorun çözülmüş olsa da helyum sızıntıları ve kontrol iticilerinin aşırı ısınması gibi kritik problemler hala araştırılıyor. Müfettiş, bu gecikmelerin temel nedeninin Boeing ve NASA'nın eski sistemlere aşırı güvenmesi, gerçekçi olmayan takvimler belirlenmesi ve yetersiz uçuş simülasyon verileri olduğunu vurguladı.

ISS Emekliliği ve Gelecek Planları

Uluslararası Uzay İstasyonu'nun (ISS) resmi emeklilik tarihi 2030 olarak belirlenmişken, Starliner'ın 2027'de göreve başlaması operasyonel süreyi oldukça kısıtlıyor. NASA yetkilileri, müfettişin sunduğu altı tavsiyenin tamamını kabul etti ve teknik sorunların çözümü ile dokümantasyon işlemlerinin 31 Aralık tarihine kadar tamamlanmasını hedeflediklerini açıkladı.

Ne anlama geliyor?

Yörünge araçlarının sertifikasyon süreci, bir aracın insan taşımaya uygun olduğunun kanıtlanması için gereken tüm güvenlik testlerinden geçmesi işlemidir. Bu süreçte karşılaşılan teknik aksaklıklar, özellikle itki sistemleri ve sızdırmazlık sorunları, güvenlik standartları gereği aracın uçuş izni almasını engeller.

Uzay istasyonlarına ulaşım için kullanılan araçların çeşitliliği, tek bir sisteme bağımlılığı azaltarak risk yönetimini sağlar. Bir taşıyıcı sistemin devreye girişinin gecikmesi, istasyondaki personel rotasyon planlarını ve lojistik takvimleri etkileyen bir durumdur. Özellikle eski sistemlerin yeni tasarımlara entegrasyonu sırasında yaşanan uyumsuzluklar, simülasyon verileriyle gerçek uçuş verileri arasındaki farklar nedeniyle ortaya çıkar.