Amerikan Adalet Bakanlığı'nın mahkeme kayıtlarını açmasıyla ortaya çıkan yeni bilgilere göre, Göçmenlik ve Sınır Güvenliği Birimi (ICE) ajanları, protestocular hakkında dosyalar oluşturmak için Palantir şirketine ait bir veri yönetim sistemi kullanıyor. Wired dergisinin haberine göre, Maine'de Ocak ayında gerçekleştirilen bir operasyona ilişkin kısmen gizliliği kaldırılan dava dosyaları, bu veritabanının varlığını gözler önüne serdi.

Veritabanında saklanan hassas bilgiler

Mahkeme belgelerinde, Göçmenlik ve Sınır Güvenliği Kuvvetleri (DHS) ajanlarının gözlemciler ve protestocular hakkında fotoğraflar, plaka numaraları gibi kişisel verileri topladığı ve bu bilgileri Palantir tarafından geliştirilen 'Investigative Case Management' adlı platformda sakladığı görüldü. Bu sistemin, sahada toplanan verilerin merkezi olarak işlenmesi ve analiz edilmesinde kullanıldığı anlaşıldı.

Protestoculara yönelik baskı iddiaları

Dava dosyasında yer alan ifadelere göre, ajanlar bazen protestocuların evlerinin önünden araçlarıyla geçerek onları taciz etmekle suçlanıyor. Ayrıca, bazı kişilerin dosyalarına 'Hukuk Uygulayıcılarına Tehdit, Profesyonel Protestocu' gibi etiketler yapıştırıldığı belirtildi. Bir ajanın, davayı açan bir kişiye telefonla ulaşarak eşine bu tür eylemleri bırakması gerektiğini ve aksi halde 'iç terör' izleme listesine eklenebileceğini ima ettiği de aktarıldı.

Konu yargıya taşındı

Davacıların avukatları, bu tür bir izleme sisteminin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'yle güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ve protestocular üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını savunuyor. Öte yandan, DHS sözcüsü Wired'a yaptığı açıklamada, iddia edilen veritabanının varlığını reddederek davanın 'haklı gerekçesiz' olduğunu öne sürdü.

Ne anlama geliyor?

Devlet kurumlarının, sivil toplum üyeleri veya muhalif gruplar hakkında kitlesel veri toplaması, bireylerin kamusal alandaki davranışlarının sürekli izlendiği algısını yaratır. Bu durum, kişilerin yasal olarak kullanma hakkına sahip oldukları toplumsal eylemlerden, olası cezai veya idari yaptırımlar korkusuyla uzak durmasına neden olabilir. Veri tabanlı izleme sistemleri, teknik olarak farklı kaynaklardan gelen parçacık bilgileri birleştirerek, tek başına masum görünen eylemleri riskli kategoride değerlendirmeye izin verir. Bu mekanizma, vatandaşların kamusal alanda kendini ifade etme özgürlüğü ile devlet kurumlarının güvenlik argümanları arasındaki dengeyi doğrudan etkiler ve kişisel verilerin ne ölçüde ve hangi amaçlarla saklanabileceği konusunda hukuki sınırları zorlar. Kullanıcı düzeyinde, dijital ayak izinin devlet tarafından sistematik olarak işlenmesi, bireylerin günlük hareketleri üzerinde bir oto-sansür mekanizması oluşturur.