NASA'nın güneş sistemi dışındaki dünyaları keşfetmek için kullandığı TESS uydusu, şimdiye kadar tespit edilen en düşük yoğunluklu iki gezegeni keşfetti. Gaz devleri kadar büyük olmalarına rağmen oldukça hafif olan bu dünyalar, yoğunluk bakımından pamuk şekere benzetiliyor.

Jüpiter Boyutunda Ancak Çok Daha Hafif

Oxford Üniversitesi Fizik Bölümü'nden George Dansfield liderliğindeki ekip tarafından keşfedilen gezegenlerden TOI-791 b, Jüpiter ile benzer boyutlarda olmasına rağmen onun kütlesinin sadece yüzde 3'üne sahip. Bir diğer gezegen olan TOI-791 c ise Jüpiter'den daha büyük bir hacme sahipken, kütlesi Jüpiter'in yalnızca yüzde 5,9'u kadar.

Kendi Yıldız Sisteminde Nadir Bir Buluşma

NASA Ames araştırma bilimcisi Steve Howell, dev gezegen oluşumlarının gezegen sistemlerinin evrimini belirlediğini belirterek, bu düşük kütleli devlerin incelenmesinin yüksek değere sahip olduğunu açıkladı. Benzer özelliklere sahip sadece birkaç gezegen bilinirken, bu iki 'şişkin' dünyanın aynı yıldız sisteminde bulunması durumu daha da nadir kılıyor.

Yedi Yıllık Veri ve Ölçüm Süreci

2018 yılında fırlatılan TESS, Kepler misyonunun kapsadığı alanın 400 kat daha geniş bir bölgeyi tarayarak toplam 7.931 gezegen adayı belirledi ve bunların 897'si onaylandı. Söz konusu sistem için yedi yıl boyunca 1.122 günlük veri toplayan araştırmacılar, gezegenlerin birbirlerini çekerek yörünge zamanlamalarını değiştirdiğini fark etti. Bilim insanları, bu sapmaları kullanarak gezegenlerin kütlelerini hesaplamayı başardı.

Ne anlama geliyor?

Uzaydaki gök cisimlerinin yoğunluğu, merkezdeki çekirdek yapısı ile dış katmanlardaki gaz miktarının oranına bağlıdır. Hacmi büyük ancak kütlesi çok düşük olan yapılar, içlerinde ağır elementlerin az olduğunu ve büyük oranda hafif gazlardan oluştuklarını gösterir. Bu durum, gök cisimlerinin oluşum süreçlerinde karşılaştıkları sıcaklık ve basınç koşullarının standart modellerden farklı olduğunu kanıtlar.

Yörünge hesaplamaları sırasında iki cismin birbirine uyguladığı kütleçekim kuvveti, geçiş sürelerinde sapmalara yol açar. Bu teknik yöntem, doğrudan gözlemlenemeyen uzak dünyaların ağırlığını belirlemek için kullanılır. Atmosferik yapıların analizi ise bu hafif yapıların hangi gazlar tarafından desteklendiğini anlamaya yardımcı olur.