Maryland Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir araştırma, orman yangınlarından kaynaklanan dumanın, özellikle anne karnındaki bebekler için hava kirliliğinin en büyük tehdidi haline geldiğini ortaya koydu. Çalışma, endüstriyel emisyonlardaki azalmanın sağladığı kazanımların, artan yangınlar nedeniyle silindiğini gösteriyor.

Endüstriyel Kirlilik Azalırken Yangınlar Artıyor

1970 yılında yürürlüğe giren Temiz Hava Yasası ve sonrasındaki düzenlemeler sayesinde araçlar ile sanayi kaynaklı zararlı emisyonların yaklaşık yüzde 80 oranında azaldığı belirtildi. Ancak fosil yakıt kullanımıyla artan sıcaklık ve kuraklık, yangınları daha yıkıcı hale getirerek toplumları toksik duman altında bırakıyor.

65 Milyon Bebek Üzerinde Yapılan Analiz

Araştırmacılar, 2003 ile 2019 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde dünyaya gelen yaklaşık 65 milyon bebeğin doğum kayıtlarını ve Çevre Koruma Ajansı (EPA) verilerini inceledi. Analizler, insan kaynaklı hava kirliliğine maruz kalma oranının günlük ortalamada yüzde 37 düştüğünü, ancak orman yangınlarından kaynaklanan kirliliğin iki katına çıkarak bu iyileşmeyi etkisiz hale getirdiğini saptadı.

Risk Altındaki Gruplar ve Sağlık Tehditleri

Çalışmaya göre, düşük gelirli gruplar, kırsal bölgelerde yaşayanlar ve yerli popülasyonlar kötü hava kalitesinin etkilerini daha yoğun hissediyor. Gebelik döneminde yangın dumanına maruz kalmanın, bebeklerin erken doğma veya düşük doğum ağırlığı ile dünyaya gelme olasılığını artırdığı, bunun da ilerleyen dönemlerde kronik solunum yolu hastalıkları ve erken ölüm riskini tetiklediği vurgulandı.

Ne anlama geliyor?

Hava kirliliği ölçümlerinde temel alınan ince partiküller, solunum yoluyla akciğerlerin derinliklerine kadar ulaşabilen mikroskobik maddelerdir. Bu maddeler kan dolaşımına karışarak gelişmekte olan organlara zarar verebilir. Özellikle gelişimin en hızlı olduğu dönemlerde bu maddelere maruz kalmak, hücre yapısını ve organ gelişimini olumsuz etkileyerek yaşam boyu sürecek sağlık sorunlarına yol açan bir mekanizmaya sahiptir.

Doğal kaynaklı dumanlar, sanayi kirliliğine kıyasla farklı kimyasal bileşenler içerse de benzer şekilde solunum sistemini zorlar. Bu durum, çevre politikalarının sadece fabrika ve araç emisyonlarına odaklanmasının yetersiz kaldığını; iklim değişikliğine bağlı doğal afetlerin, halk sağlığı üzerindeki etkisinin artık öncelikli bir sorun haline geldiğini göstermektedir.