Amerikan Göçmenlik ve Gümrük İcra Müdürlüğü (ICE), 2025 yılında göçmen olarak gözaltında tutulan yaklaşık 920 bin kişinin DNA profilini federal veritabanına eklemişti. Georgetown Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin araştırmasına göre, Dışişleri Bakanlığı ülkenin ceza DNA sistemininin en büyük kaynağı haline gelmişti.
Ceza Veritabanına Giren Göçmen Profilleri
Tutulan kişilerden alınan DNA örnekleri, FBI'ın Birleşik DNA İndeks Sistemine (CODIS) yüklenerek çözülmemiş suçlarla karşılaştırılmaya başlanıyor. Bu profiller, ülke çapındaki kolluk kuvvetleri tarafından yıllarca önce veya gelecekte toplanacak suç sahnesi DNA'sıyla eşleştirmek için kullanılabiliyor. Alınan fiziksel örnekler ise federal laboratuvarda süresiz saklanıyor.
Gözaltındaki insanların büyük çoğunluğunun hiç suç kaydı yok. ABD'de belgesiz ikamet genellikle cezai değil, idari nitelikte bir ihlal sayılıyor. İCE, DNA toplaması sırasında reddedenleri cezalandırabiliyordu: Teksas'ta Hugo Moreno-Mendez, DNA vermeyi reddettiği için mahkemeye çıkarılmış ve suçlu bulunmuştu.
Çocukların da Profilleri Sisteme Eklendi
DNA toplaması programı aile gözaltı merkezlerine kadar uzanmış, Teksas'taki Dilley tesisinde çocuklardan da swab örnekleri alınmıştı. ABD Temsilciler Meclisi üyeleri Joaquin Castro, Greg Stanton ve Nanette Barragán ortak bir açıklamada, ailelerinin hiç suç işlemediklerini ve çocukların şiddetli suçlular için tasarlanmış veritabanında yer almaması gerektiğini belirtmişlerdi.
Yapılan Açıklamalar
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, DNA toplamasını sınır güvenliği ve kimlik doğrulama ölçüsü olarak savunmuştu. Sözcü, Gümrük ve Sınır Koruma Ajansının federal suçlamalar nedeniyle tutuklanan ve parmak izi sistemi kapsamında olanlardan örnekler aldığını belirtmişti. Ancak Georgetown'un 2025 yılında ICE'nin CODIS'e yüzlerce bin profil eklemiş olabileceği tahminini yanıtlamadı.
Ne anlama geliyor?
Yasal olarak cezai suç işlememişs insanların genetik bilgilerinin suçlular için tasarlanmış hükümet veritabanında kalması, gizlilik ve insan hakları açısından önemli sorular gündeme getiriyor. Özellikle çocuklar gibi savunmasız gruplardan alınan DNA'nın kalıcı olarak saklanması, bireyler üzerinde devlet kontrolünü ve izlenmesini genişletiyor.
Bu tür programlar, sınır güvenliği adı altında iş gücü kontrol mekanizmasına dönüşebiliyor. Bir kişi göçmen statüsü nedeniyle gözaltında alındığında, reddedilse dahi DNA vermeyi reddetmek ayrı bir ceza sebebi olarak kullanılıyor. Böylece makul direnişin karşı işlev görmesi engelleniyor.
Uluslararası düzlemde, göçmenler ve mülteciler gibi savunmasız nüfus gruplarının genetik verilerinin devlet tarafından toplanması ve üzerinde kontrolünün sağlanması, insan onurunu ve veri gizliliğini ihlal ediyor. Bunun hangi ölçüde adalet sistemine entegre edileceği, yasalar ve mahkeme kararlarıyla belirlenmeliyse de, şu anda idari tercihler bu sınırları zorlayabiliyor.





Yorumlar (0)
İlk yorumu sen yaz.