Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği kurumlarını Kıbrıs meselesinde tarafsızlık ve adalet ilkelerinden uzaklaşmakla suçlayarak sert bir tepki gösterdi. Bakanlığın 3 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı yazılı açıklamada, AB'nin Kıbrıs Türk tarafının haklarını göz ardı edip Rum tarafının siyasi söylemlerine alet olduğu ifade edildi. Açıklamada, bu tutumun adadaki toplumlar arası güveni daha da zedelediği ve Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkilediği vurgulandı.

Avrupa Parlamentosu raporundaki anıt önerisi

Bakanlığın açıklamasına göre, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu, 2027 AB bütçesine ilişkin görüşünde çarpıcı bir tavsiyede bulundu. Komisyon, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri'ne iftira atmak amacıyla inşa edilecek bir anıta bütçeden kaynak ayrılmasını önerdi. Ankara, bu hamlenin tarihi gerçekleri çarpıtmak ve siyasi gündeme taşımak amacıyla yapıldığını belirtti.

1974 Barış Harekatı'nın tarihi bağlamı

Dışişleri Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile Kıbrıs Türk halkının yok edilmesinin engellendiğini hatırlattı. Açıklamada, bu harekatın ada genelinde yarım asrı aşkın süredir devam eden barışın temeli olduğu ve Rum tarafının iddialarının bu tarihi gerçekliği değiştiremeyeceği kaydedildi. AB yetkililerine seslenen bakanlık, Türkiye'yi Birlik'ten uzaklaştırmayı hedefleyen çevrelerin aracı haline gelmemeleri çağrısında bulundu ve her adımın diplomatik sonuçlarını dikkate almalarını istedi.

Ne anlama geliyor?

Uluslararası siyasette büyük güçlerin veya uluslararası örgütlerin, çözülmemiş yerel çatışmalarda taraf tutması genellikle taraflar arasındaki güveni azaltır. Bir kurumun bütçe kararlarında tarafın birinin siyasi söylemini destekleyen sembolik projelere kaynak ayırması, diğer tarafça doğrudan bir siyasi tutum olarak algılanır. Bu durum, diplomatik kanalların tıkanmasına ve mevcut sorunların diplomatik yollarla çözülmesinin zorlaşmasına neden olabilir. Taraflar arasındaki diyalog zemininin zedelenmesi, uzun vadede barış sürecini olumsuz etkileyen bir döngünün başlangıcı sayılabilir.

Öte yandan, uluslararası bütçe dağılımlarının siyasi mesajlar aracı olarak kullanılması, kurumsal tarafsızlık ilkeleriyle çelişir. Üye ülkeler ve gözlemciler, bu tür kararların kurumsal meşruiyetini sorgulayabilir. Diplomatik ilişkilerde karşılıklı saygı ve objektiflik esastır; bu ilkelerden sapma, ilişkilerin gelecekteki iş birliği potansiyelini kısıtlar. Örgütlü yapıların karar süreçlerinde şeffaflık ve tarafsızlık, tüm paydaşların kabul görmesinin temel koşulu olmaya devam eder.