Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, doğal depremlerle insan eliyle aşınmanın birleşmesinin, göl kıyısındaki yerleşim yerlerini nasıl tehdit ettiğini ayrıntılı biçimde gözler önüne seriyor.
Tarım kaynaklı aşınma ve jeolojik miras
İsviçre Bern Üniversitesi jeoloji uzmanı Flavio Anselmetti'nin de aralarında bulunduğu araştırma ekibi, Roma dönemine uzanan tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin göle akan tortu miktarını üç kat artırdığını belirledi. Bu durum, Oglio Deltası'nın su altındaki yamaçlarının dikleşmesine ve dengesiz hale gelmesine neden olarak, deprem anında dev kaymalara kapı araladı. Anselmetti, bu süreçlerin yalnızca kısa vadede değil, yüzyıllar boyunca doğal riskleri artıran bir jeolojik miras bıraktığını vurguladı.
1117 ve 1222'deki yıkıcı dalgalar
Araştırmacılar, sedimentos çekirdekleri ve sismik veriler kullanarak 1117 ve 1222 yıllarında meydana gelen depremlerin yol açtığı dalgaları simüle etti. Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Khalifa Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden uygulanan matematikçi Denys Dutykh'in hesaplamalarına göre, 1117'deki depremle tetiklenen dalga yaklaşık 5,5 kilometre uzunluğundaydı ve kıyıya bir dakikadan kısa bir sürede ulaştı. Iseo kasabasında su seviyesinin 5,5 metreye yükseldiği ve dalgaların karada 2,7 kilometreye yayıldığı belirlendi. 1222'deki olayda ise dalgaların yüksekliğine dair farklı bir ölçüm yapılarak 13 metrelik bir etki tespit edildi.
Gelecekteki risk: Kalıcı bir tehdit mi?
Ekibin uyarısına göre, 1348'deki Kara Ölüm salgını kaynaklı nüfus düşüşüyle birlikte baskı bir süre azalsa da, 1661'den itibaren aşınma yeniden hız kazandı. Bugün dahi gölün su altı yamaçlarının kırılgan olduğu ve olası depremlerle yeni tsunamilerin tetiklenebileceği düşünülüyor. Çalışma, modern topluluklar için göl kıyısı yerleşimlerinde bu jeolojik geçmişin göz ardı edilmemesi gerektiğine dair somut bir uyarı niteliği taşıyor.





Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.