Kaliforniya Eyaleti Başsavcılığı ve üç belediye savcılığı, sürücüleri bağımsız yüklenici olarak sınıflandırarak ücret kesintisi yaptığını iddia ettikleri Lyft ile 272,5 milyon dolarlık bir uzlaşma sağladı. Eyalet yetkilileri, şirketin 2016 ile 2020 yılları arasında çalışanlarına yasal yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle bu finansal yükümlülüğü kabul ettiğini açıkladı.

Yasallık Çatışması ve AB5 Düzenlemesi

Davalar, 2020'nin Mayıs ayında dönemin Başsavcısı Xavier Becerra'nın Uber ve Lyft'e karşı açtığı hukuki sürecin bir devamı niteliğinde. O dönemde şirketlerin, sürücülerini çalışan statüsü yerine bağımsız girişimci olarak beyan ederek eyalet yasalarını etraflarından dolaştığı ileri sürülmüştü. Hukuki çatışmanın temelinde, bir çalışanın bağımsız yüklenici mi yoksa asgari haklara sahip biri mi olduğunu belirleyen üç adımlı testi içeren AB5 (Meclis Yasa Tasarısı 5) mevzuatı yer alıyor.

Geçici olarak, Kasım 2020'de seçmenlerin onayladığı 22. Önerge (Proposition 22) ile bu sektördeki şirketlere AB5 kurallarından muafiyet tanınmıştı. Bu yasal düzenleme, toplu taşıma platformlarının 2020 sonrası dönemde benzer yükümlülüklerden kaçınmasını mümkün kılarken, mevcut uzlaşma yalnızca 2016-2020 aralığındaki ihlalleri kapsıyor. Şirketin CEO'su David Risher, bu gelişmeyi açıklarken 22. Önerge'deki seçmen onayına atıfta bulundu.

Çalışan Hakları ve Sektörel Etkiler

Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta, bu uzlaşmanın eyalet tarihinde çalışan hakları adına imzalanan en büyük sınıflandırma hatası tazminatı olduğunu vurguladı. Bonta, şirketlerin son on yıldaki kâr artışlarının büyük ölçüde, çoğu zaman göçmen ve azınlık topluluklarından gelen sürücülerin emeği üzerine inşa edildiğini belirtti. Los Angeles Belediye Savcısı Hydee Feldstein Soto ise işletmelerin yasal yükümlülüklerini ihlal etmesine izin verilmeyeceğini ve bu uzlaşmanın şirketlere 'oyun kurallarına uymaları' gerektiğine dair net bir mesaj olduğunu ifade etti. Uzmanlar, bu tür sınıflandırma hatalarının çalışanlara sosyal güvence, asgari ücret ve işsizlik yardımı gibi kritik korumalardan mahrum bırakılması anlamına geldiğini ve yükün dolaylı yoldan vergi mükelleflerine yıkıldığını hatırlatıyor. Karara rağmen bazı eleştirmenler, çalışanların ödenmesi gereken tazminatın bu miktardan çok daha fazla olabileceğini savunuyor. Uber'e açılan davanın ise bu uzlaşmadan bağımsız olarak devam ettiği bildirildi.

Ne anlama geliyor?

Dijital platform ekonomisinde iş gücü sınıflandırması, çalışanların yasal statüsünü ve alacaklı oldukları hakları belirleyen temel bir mekanizmadır. Geleneksel istihdam modelinde işveren, sigorta primlerini, asgari ücret farklarını ve iş kazası tazminatlarını karşılamakla yükümlüdür. Ancak platformlar, sürücüleri 'girişimci' olarak tanımladığında bu mali yükümlülükler ortadan kalkar; bunun bedelini ise çalışanlar, sosyal korumalardan yoksun kalarak öder. Bu durum, özellikle esnek çalışma vaat eden sektörde, çalışanların emeklilik planları, sağlık sigortası ve yıllık izin gibi uzun vadeli haklarından mahrum kalmasına yol açar.

Yasal düzenlemeler, bir kişinin işverenle arasındaki ilişkinin niteliğini belirlemek için belirli kriterler kullanır. Eğer bir kişi, iş saatlerini kendisi belirleyemiyorsa, işveren tarafından kontrol altında tutuluyorsa ve geliri tamamen o işverenden bağlıysa, çoğu hukuk sisteminde bu kişi gerçek anlamda bir 'çalışan' olarak değerlendirilir. Platformların kendi hizmetlerini pazarlamak için kullandığı 'bağımsızlık' argümanı, çoğu zaman bu kontrol mekanizmalarının varlığıyla çelişir. Tüketici tarafında bu durum, hizmetin kalitesinden ziyade arkasındaki emekçilerin çalışma koşullarını doğrudan etkiler; çünkü düşük maliyetli iş gücü yönetimi, kısa vadede kullanıcıya yansıyan fiyat avantajı sağlar ancak uzun vadede sektörel istikrarsızlık yaratabilir.