Nature dergisinde yayınlanan çalışmaya göre, ölçüm sistemlerindeki sistematik hatalar nedeniyle, güneş enerjisinin Dünya'nın iyonosferine aktarılabileceği miktarında bir üst sınırın olmayabileceği belirtiliyor.
Ölçüm Hataları Riski Gizliyor
Sorunu başlatan etken, alet arızası değil, fizikçilerin uzay hava ölçümlerini yorumlama biçimine uzun yıllardır dahil olan temel varsayımlardır. Lagrange noktası L1'de konumlanan uyduların (NASA'nın IMAP'ı gibi), Dünya'ya yaklaşık 960 bin mil uzaktan gözlem yapması sırasında, güneş patlamalarındaki yüksek enerjili parçacıkların uzay yolculuğu sırasında yaşadığı yayılım etkilerini göz önüne almadığı ortaya çıkmıştır. Bu durum, uyduların kaydettiği verilerin, Dünya'nın manyetosferini çarpan gerçek güneş rüzgarına kıyasla sistematik olarak daha yüksek değerler göstermesine neden olmaktadır.
Ölçüm Ağları Yeniden Değerlendirildi
Araştırmacılar, sorunun boyutunu anlamak için Dünya'ya daha yakın konumlandırılmış çeşitli uydulardan (THEMIS, MMS, DoubleStar dahil) bir milyondan fazla güneş rüzgarı ölçümünü karşılaştırdılar. Sonuç olarak, manyetosfer ve iyonosferde aktarılan enerjinin miktarında istatistiksel olarak belirlenebilir bir üst sınırın olmadığı ortaya çıkmıştır. NASA'nın araştırma lideri Nithin Sivadas, olasılık teorisinin bu tür ölçümlerde önyargıya işaret ettiğini ve bu nedenle uzay hava risklerinin eksik tahmin edildiğini belirtmiştir.
Tarihsel Olaylar ve Günümüz Tehdidi
2003 yılında yaşanan 'Cadılar Bayramı Fırtınaları' adlı olayda, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (FAA) bir navigasyon sistemi 26 saat boyunca kullanılamaz hale gelmiş ve ilk kez ticari uçuşlarda aşırı radyasyon uyarısı verilmiştir. Ancak 1859'daki Carrington Olayı gibi çok nadir güneş fırtınaları hakkında sınırlı veri bulunması, bilim insanlarının bu ekstrem senaryolara yeterince hazırlanıp hazırlanmadığı sorusunu gündeme getirmektedir.






Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.