TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, ABD yönetiminin General Electric üretimi F110 motorlarının Türkiye'ye ihracatına onay verdiğini duyurdu. Türkiye'nin yerli imkanlarla geliştirdiği milli muharip uçak KAAN programı için kritik öneme sahip bu kararın ardından İsrail merkezli ekonomi gazetesi Globes, gelişmeyi "yeni bir baş ağrısı" olarak nitelendirdi.

Motorlar ve Üretim Planı

KAAN prototiplerinde kullanılmak üzere Türkiye'nin halihazırda 10 adet motor bulunuyor. Seri üretim aşamasına geçildiğinde ise toplamda 80 motorun daha tedarik edilmesi hedefleniyor. İlk teslimatların önümüzdeki yıl içinde gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Yerli Motor Hedefi

Türkiye, kısa vadede ABD yapımı motorları kullanmayı öngörürken, uzun vadeli stratejisinde tamamen yerli bir savaş uçağı motoru üretmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda başlatılan yerli motor geliştirme çalışmaları, projenin ilerleyen yıllardaki takviminde önemli bir yer tutuyor.

İsrail'in Kaygıları

Globes'in yayımladığı analizde, İsrail'in yalnızca Türkiye'ye F-35 savaş uçağı satılması ihtimalinden değil, Ankara'nın kendi imkanlarıyla geliştirdiği KAAN projesinden de rahatsızlık duyduğu belirtildi. Gazetede, KAAN'ın "İsrail'in hava gücüne zarar verebilecek yeni bir gelişme" olarak görüldüğü vurgulandı. Türkiye'nin milli muharip uçağının bölgedeki hava dengelerini değiştirebilecek stratejik bir güç haline geldiği ifade edildi.

Ne anlama geliyor?

Milli muharip uçak projeleri, bir ülkenin savunma sanayisindeki teknolojik kapasitesinin ve jeopolitik etkinliğinin en önemli göstergelerindendir. Bu tür programlar sadece uçak üretiminin ötesinde, motor teknolojisi, aviyonik sistemler, radar ve silah entegrasyonu gibi birçok kritik alanda yerli altyapı geliştirmeyi gerektirir. Batılı motorlar kullanılırken uzun vadede tamamen yerli bir propulsion sistemi geliştirme hedefi, teknolojik bağımsızlığın artırılması anlamına gelir.

Bölgesel dengeler açısından, bir ülkenin kendi geliştirdiği yüksek performanslı savaş uçakları, hava savunması ve stratejik görevlendirme yeteneklerini önemli ölçüde artırır. Bu durum, özellikle karşılaştığı askeri tehditler hakkında endişe duyan komşu ülkeleri, bölgedeki dengelerin değişeceği endişesiyle karşı karşıya getirir. Uzun vadede yerli motor teknolojisine sahip olmak, ithalatçı konumdan çıkarak tamamen bağımsız bir operasyon yeteneği sağlar ve sürüş, tasarım ile ilgili kararları bağımsız olarak alabilmeyi mümkün kılar.

Türkiye gibi ülkeler için böyle stratejik projelerin tamamlanması, sadece askeri gücü değil aynı zamanda teknoloji ve mühendislik alanındaki uzmanlığı da gösterir. Bu nedenle uluslararası aktörler bu gelişmeleri yakından takip eder ve bölgedeki dengelerin değişimine göre reaksiyonlarını belirler.