NASA, Mars yüzeyinde görev yapan Perseverance ve Curiosity robotlarının Dünya üzerindeki test modellerini kullanarak Ay'a yeni bir keşif aracı göndermeyi planlıyor. PROMISE adı verilen bu proje, mevcut donanımların yeniden yapılandırılarak Ay'ın güney kutbunda görevlendirilmesini hedefliyor.

PROMISE Projesi ve Hibrit Tasarım

NASA tarafından duyurulan yeni öneriye göre, PROMISE (Kutup Gözlem, Haritalama ve Yerinde Keşif Robotu), Perseverance'ın mühendislik test modeli olan OPTIMISM'in dönüştürülmüş bir versiyonu olacak. Kurumun açıklamaları, aracın hem Perseverance hem de Curiosity'nin test modellerinden özellikler taşıyan hibrit bir yapıya sahip olabileceğini gösteriyor.

Nükleer Enerji ile Kesintisiz Keşif

Ay'ın güney kutbundaki su buzlarını araştırmak ve yüzey altı karakteristiklerini belirlemek için kullanılacak robot, enerji ihtiyacını plütonyum yakıtlı bir radyoizotop termoelektrik jeneratör (MMRTG) ile karşılayacak. Bu sistem sayesinde araç, güneş ışığına ihtiyaç duymadan ve dondurucu Ay gecelerinde hayatta kalarak her bölgeyi keşfedebilecek.

Geliştirme Süreci ve Tahmini Maliyetler

Halen bir konsept aşamasında olan proje için mevcut test modelinin kapsamlı yükseltmelerden geçmesi gerekiyor. Aracın henüz uçuşa hazır bilimsel cihazları, sıcaklık kontrol sensörleri, iletişim sistemleri ve aşındırıcı Ay tozuna dayanıklı bileşenleri bulunmuyor. The Planetary Society verilerine göre, projenin maliyeti 700 milyon ile 1,3 milyar dolar arasında olabilir ve fırlatmanın 2030'ların başında gerçekleşmesi bekleniyor.

Ne anlama geliyor?

Uzay araştırmalarında kullanılan test platformlarının gerçek görevlere dönüştürülmesi, kaynakların verimli kullanılmasına yönelik bir yöntemdir. Bu süreç, halihazırda üretilmiş olan fiziksel gövdelerin ve mekanik sistemlerin, farklı bir göksel cismin ortam koşullarına uygun hale getirilmesini kapsar.

Söz konusu enerji sistemi, ısıyı elektrik enerjisine dönüştürerek çalışır. Bu mekanizma, güneş panellerinin çalışmadığı karanlık bölgelerde veya uzun süreli gecelerde sistemlerin donmasını engelleyerek sürekli çalışmaya olanak tanır. Böylece enerji üretimi için ışığa bağımlılık ortadan kalkar.

Sektörel açıdan bu yaklaşım, yeni bir aracı sıfırdan tasarlamak yerine mevcut mühendislik verilerini kullanmayı amaçlar. Ancak farklı yerçekimi seviyeleri ve aşındırıcı yüzey materyalleri, donanımların fiziksel olarak güçlendirilmesini ve elektronik bileşenlerin yeni çevresel şartlara göre optimize edilmesini gerektirir.