Dünya genelinde, karbon sıfır hedefi doğrultusunda yer altında doğal olarak oluşan hidrojen rezervlerini ortaya çıkarmak için büyük bir arayış yaşanıyor. Bilim insanları ve teknoloji şirketleri, doğal yollarla üretilen bu yakıtın ticari olarak kullanılabilir miktarlarda bulunup bulunmadığını araştırıyor.

Kidd Creek Madenindeki Hidrojen Verileri

Toronto Üniversitesi'nden jeokimyacı Barbara Sherwood Lollar, Kanada'nın kuzeyindeki Kidd Creek madeninde yürütülen çalışmaları yeniden değerlendirdi. Lollar ve meslektaşı Oliver Warr, on yılı aşkın süre boyunca 35 sondaj kuyusundan topladıkları verileri inceledi. Yapılan analizler sonucunda, her bir kuyudan yılda ortalama 8 kilogram hidrojen salındığı tespit edildi.

Bu veriler madendeki toplam 14 bin sondaj kuyusuna uyarlandığında, her yıl yaklaşık 140 metrik ton hidrojenin kullanılmadan havaya karıştığı hesaplanıyor. PNAS dergisinde yayımlanan bu bulgular, yer altı hidrojeninin maden operasyonlarının bir kısmını besleyebilecek yerel bir enerji kaynağı olabileceğini gösteriyor.

Küresel Arama Faaliyetleri ve Ticari Beklentiler

Yer altı hidrojenini bulma yarışı, Bill Gates tarafından desteklenen Koloma ve Avustralyalı HyTerra gibi girişimlerle genişliyor. Özellikle ABD'nin Orta Batı bölgesindeki eski okyanus kayalıklarına odaklanan şirketler, ekonomik değer taşıyan rezervler aramaya devam ediyor. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu, yer kabuğunda trilyonlarca ton hidrojen üretildiğini tahmin ederken, bu miktarın küçük bir kısmının bile yüzyıllarca sürecek küresel talebi karşılayabileceği belirtiliyor.

Fransa'daki Grenoble Alpes Üniversitesi'nden Laurent Truche ve ekibi, Arnavutluk'taki Bulqizë krom madeninde yılda en az 200 metrik ton hidrojen akışı olduğunu raporladı. Ancak uzmanlar, asıl zorluğun hidrojenin varlığını kanıtlamak değil, bu kaynağın ticari ölçekte ekonomik ve güvenilir şekilde üretilebileceğini göstermek olduğunu vurguluyor.

Ne anlama geliyor?

Doğal olarak oluşan hidrojen, su moleküllerinin demir açısından zengin kayalarla kimyasal tepkimeye girmesi veya radyoaktif elementlerin bozunması sonucu ortaya çıkar. Bu yöntem, mevcut endüstriyel üretim tekniklerinin aksine çevreye zarar vermeyen ve daha düşük enerji gerektiren bir enerji elde etme imkanı sunar.

Kullanıcılar ve sanayi sektörü açısından bu gelişme, enerji maliyetlerinin düşmesi ve fosil yakıt bağımlılığının azalması anlamına gelir. Yer altındaki bu gazın doğrudan çekilip kullanılması, enerji üretiminde dışa bağımlılığı azaltarak düşük maliyetli ve temiz bir yakıt erişimi sağlar.

Süreç, mevcut sondaj tekniklerinin geliştirilmesi ve gazın yüzeye taşınması sırasında kayıpların önlenmesi mekanizmasına dayanır. Yerel ölçekte başarılı olan uygulamalar, daha sonra geniş çaplı enerji şebekelerine entegre edilerek ulaşım ve ağır sanayi gibi alanlarda temel güç kaynağı olarak kullanılabilir.